Osmanlı Dönemi Yapıları: Haseki Külliyesi

Haseki Külliyesi Planı,Müller

Bir dönemki Arkadios Forumu’nun civarında ve ne olduğu tam bilinmeyen bir bölgede Sultan Süleyman’ın hasekisi Hürren Sultan tarafından Avrat Pazarı yakınlarında  1539 yılında yapımı biten cami, medrese, mektep,çeşme,imaret ve darrüşifadan oluşan Haseki Külliyesi olarak büyük bir yapı grubu inşa edilir. Bazı karşı fikirler olsa da mimarın saray mimarı Sinan olduğu düşünülür.

1634 civarında,kaymakam ve daha sonraki Sadrazam Bayram Paşa tarafından caminin hemen doğusuna medrese,tekke,türbe ve sebilden oluşan bir yapı grubu inşa edilir. Haseki Camii’nin civarı ve külliye 1660 yılındaki kent yangınından zarar görür.

1884 yılında hastane başka bir binaya taşınır ve bu binada yeni bir hastane kurulur. Haseki Hastanesi, 1894 yılında depremden zarar gören Darrüşifa’nın yerini almıştır. Yapı 1910-1913 yılında tümüyle onarılır, ancak etrafındaki binalarla 1918 deki kent yangınından zarar görür. Cami de 1984 yılındaki depremde harap olur.

Cami ve imaret günümüze kadar kendi işlevini sürdürmeye devam eder. 1940-1950 yıllarındaki etraflıca bir onarımın ardından darrüşifa sağlık evi olarak düzenlenir. Medrese kısmen harap durumdadır. 1971-1972 yılında yapılar turistik amaçlarla kullanılmak üzere onarılır.

 

 

İstanbul’daki 1918 yangını ile 1894 depreminden zarar gören cami her seferinde yeniden onarılmıştır. Haseki Camisinin medrese, darüşşifa ve imaretten oluşan külliyesi, Haseki Caddesi tarafında ikiye bölünmüş olup, caddenin güneyinde kalan cami Cerrahpaşa Mahallesinin kuzeyinde diğer bölümler ise Nevbahar mahallesinin sınırları içinde yer almaktadır. Yapılar Osmanlı klasik dönem mimarisini yansıtır.

Külliyenin genel planlamasına bakıldığında Haseki Sultan Cami-Medrese-Mektebine göze çarpan ilk nokta yerleşmenin dağınıklığı olmaktadır. Bunun nedeninin kadastral zorlamalar ve mahallenin yoğun yapılaşma olduğu, parçalı etap etap inşaatlara girişildiği söylenebilir.

Önce tek kubbeli bir küçük cami ile başlayan bu yapı grubu, bir yıl sonra eklenen klasik planlı (ana bir avlu etrafında dizilmiş arkadlı alan ve odacıklar) bir medrese ve sıbyan mektebi ile büyütülmüş, Şehzade Külliyesinin bitiminden ve Süleymaniye Külliyesinin yapımından hemen önce sur içindeki bu alana olan yerleşimin artması ile bir aşevi ve darüşşifa ile büyük bir sosyal merkez haline dönüştürülmüştür. Haseki Külliyesi bazı araştırmacılar tarafından Mimar Sinan yapıları arasında gösterilmez. Bunun nedeni yapının Sinan yapıları listesinde olmamasıdır. Sinan 1538’de baş mimar olmuştur. Külliyenin Sinan’ın kalfalarından biri tarafından onun gözetiminde yaptırıldığı da söylenebilir. Kanuni’nin gözdesinin adını taşıyacak yapıların İmparatorluğun baş mimarı tarafından yapıldığının düşünülmesi de yaygındır.

Evliya Çelebi, caminin Avratpazarı’nda (Haseki ile Cerrahpaşa arasında, eski Arkadios Forumu çevresi) yapılmış olmasının, Kanuni’nin karısına gösterdiği bir incelik olduğunu yazar. Bu yapı kompleksinin, baştan tasarlanmış olmayıp, Sinan’ın Şehzade ve Süleymaniye külliyeleri ile ilgili çalışmaları olanak verdikçe, etaplar halinde yapılmış olduğu söylenebilir. 16 yy.’ın başında bu mahallenin oldukça yoğun bir yerleşme alanı olduğu, bütün bu yapıların konut alanı içinde çok sıkışık ve düzensiz yerleşmesinden anlaşılmaktadır. Bugün de Haseki çevresi dar sokaklı karışık sıkışık bir alandır.Cami duvarlarla çevrilmiş darüşşifa, medrese, sıbyan mektebi ve imaretin dışında kalmaktadır.

 

MEDRESE

Caminin karşısına gelen medrese üç tarafı odalarla çevrili revaklı bir avludan oluşan klasik bir yapıdır. 1551 tarihli vakfiyesi, külliye tamamlandıktan sonra yazılmıştır. Haseki Sultan medresesi çepeçevre revaklı bir avlunun üç yanına yerleştirilmiş kubbeli birimlerden meydana gelir. Ana kapı sokak cephesinin merkezine, dershane avlunun karşı tarafında yine orta yere konulmuştur. Dershanenin iki yanından başlamak üzere sağda ve solda binanın ön cephesine uzanan oda dizileriyle medrese simetrik bir kuruluşa sahiptir.

Kare avlu her cephede beş kemerli revaklarla çevrelenmiş, dershanenin önündeki yüksek ve oluklu tromplara binen kubbeli göz dışında tüm gözler pandantiflere oturan kubbelerle örtülmüştür. Revakın kemerleri bir kırmızı ve beyaz taştan, sütunları mermer, somaki ve granitten yapılmıştır. Sütun başlıklarından dördü nilüfer çiçeği deseninde, geri kalanlar baklavalıdır. Kemeri kırmızı ve beyaz mermerden geçmeli olan ana kapı zambak motifli bir alınlıkla taçlanmıştır.

Medresenin ana kitlesinden dışarı taşan dershane, çapı 6.80 m., döşemeden yüksekliği 11.40 m. olan bir kubbe ile örtülüdür. Dershane 10 pencereden ışık alır. Kapının sağında ve solunda birer alt, karşısında iki alt iki üst, yan cephelerde yine iki katlı birer pencere vardır. Alt pencereler sağır kemerli, üst pencereler alçı şebekelidir. Aynı sistem, köşe odaları dışında iki alt ve bir üst olmak üzere düzenlenen talebe odaları pencerelerine de yansıtılmıştır. On altı talebe odasının her biri kubbelidir ve hepsinin içinde birer ocak bulunur. Avlunun iki yanında oda dizileri arasında karşılıklı iki dar hacim yer alır. Beşik tonozlu dar hacimlerden doğudaki loş bir hücre, batıdaki, eskiden helaların bulunduğu bahçeye açılan dehlizdir.

SIBYAN MEKTEBİ

Sıbyan mektebi ise kare ve düz tavanlı bir oda ile, aynı büyüklükte kemerli bir revakla çevrili bir sofadan (ya da hayat) oluşmaktadır. Hayata 5 basamak merdivenle iki yönden çıkılır ve burası açık dershane olarak kullanılır. Hayatın karşısında mektep için özel olarak düzenlenmiş gibi gözüken küçük bir bahçe bulunur. Bahçenin ortasında küçük bir havuz bulunur. Tüm külliye zemininden toplanan su çörtenle havuza aktarılmaktadır. Sıbyan mektebinin diğer bir girişi dışarıdandır. Bugün kapalı olan bu girişin çarpıcı bir saçağı bulunmaktadır. Bu kapının medrese ve sıbyan mektebine özel olarak yapıldığı düşünülmektedir. Taş duvar üstüne oturan ahşap konstrüksiyon ön cepheden gelen büyük çatı döndürülerek orijinal bir şekilde bitiş ve saçak oluşturmaktadır.

Yapının duvarları sokak cephesinde düzgün küfeki taşı, iç tarafta moloz taş, açık dershanenin kemerleri tuğla, kemerlerin bastığı nilüfer çiçeği başlıklı sütunlar granit ve mermerdir. Binanın üstü dört yüzeyli bir oturtma çatı ile örtülüdür. Bu mektebin iki kubbeli ve biri açık, diğeri kapalı iki hacimden oluşan bir 15 yy. tipolojisine dayandığı ileri sürülebilirse de (A. Kuran), anıtsal revakı ve düz tavanlı örtüsü ile tek odalı hayatlı bir evin Sinan tarafından özgün bir yorumu olarak da görülebilir.

DARÜŞŞİFA

Külliyenin en özgün ve Osmanlı mimari tarihinde eşi olmayan yapısı darüşşifadır. Kapısındaki kitabenin son mısrası, Hadika’ya göre, “Darü’ş-şifa vafi-i nas cihan” dır ve 957/1550’ye tekabül etmektedir. Külliyenin diğer yapılarının aksine kuzeyden ilginç bir girişle geçilen sekizgen planlı bir açık avlu etrafında düzenlenen bu yapı, kubbe ile örtülü bu mekanlardan oluşan bir kompozisyonun ulaşabileceği esnekliğin en güçlü örneğidir. Avluya açılan iki kubbeyle örtülü eyvandan on birer kare-kubbe ünitesine geçilmektedir. Burası hem ilaç verilen, hem de tımarhane ödevi gören ana bölümdür. Arkadaki yapıya bir kol olarak eklenen ve imaretle darüşşifa arasında kalan yoldan girilen bölümdeki iki bağımsız odanın ise ilaç hazırlamak için kullanıldığı düşünülebilir. Darüşşifa avlusundan geçilen kuzeydeki küçük avluda helalar düzenlenmiştir.

İMARET

Turgut Cansever’in yorumu ile “İmaret, baklavalı başlıkları bulunan alçak beyaz sütunların taşıdığı zarif armudî kemerlerden oluşan revaklarla çevrelenmiş uzunlamasına avlunun iki yanındaki ve girişin karşısındaki beş ana bölümden oluşmaktadır. Revakları örten kubbe dizilerinin arkasında, kubbelerin tepe seviyesini aşan ve kaide ile birleşerek yükselen sekizgen kasnaklar üzerindeki fenerli on iri kubbe bu bölümleri örter.

Narin sütunların baklavalı sütun başlıkları üzerinde, revak üst profilinin hemen altında, dar ve keskin bir köşe oluşturarak birbirine yaslanan iki kolun oluşturduğu armudî kemerlerdeki göğe yükselme ifadesine karşılık, şişkin fenerlerle tamamlanmış iri hacimli kubbelerin aşağıya dönük, altındakileri koruyan karşıt ifadeleri etkileyicidir.

İnsan ölçeğindeki revakların üst profilinden itibaren, revak kubbelerinin arkasında ikinci sıradaki fenerli, iri hacimli kubbelerin imaret mimarîsine hâkimiyeti, azamet ve zarafet birlikteliğinin Sinan tarafından verilmiş ilk belirgin örneğidir. Haseki İmareti’nde, imaret avlusunun üç tarafına iki farklı seviyede yerleştirilen bu etkileyici kubbeler silsilesi, Osmanlı mimarîsindeki yeni bir oluşum olarak Sinan’ın başarılarını da müjdeler.

Yuvarlak sütunların baklavalı sütun başlıklarının üzerinden yükselen armudî kemer kolları, sivrilerek komşu kemerlerin kollarıyla birleşir. Bu kesişme noktasının tekrarından oluşan âhenkli dizinin ana biçim ve ifade özelliğini korumak ve gelişmek suretiyle Sinan’ın mimarîsinin önemli bir unsuru olarak diğer eserlerinde de uyguladığını görüyoruz.”

AHŞAP EV

Külliye içinde sonradan eklenen bir ahşap ev bulunmaktadır. Bu evin caminin imamı için sonradan yapıldığı düşünülmektedir. Ahşap yapı, taş dış duvar üzerine çıkmalı bir yapıdır. Evin girişi külliyenin içindendir ve hemen güneydeki imaret girişi kapısının yanındadır.

Birçok yangın ve deprem geçirmiş olan bu yapı 1967-1969 arasında Vakıflar Genel Müdürlüğü ile Club Mediterraneen arasında yapılan bir anlaşma ile turistik bir tesis yapılmak üzere restore edilmiş, fakat mahalle sakinlerinin itirazları üzerine bu kullanımdan vazgeçilerek, Diyanet İşleri Başkanlığı’na devredilmiştir. Bu sırada Sinan’ın mekan düzenleme açısından en güzel yapılarından biri olan darüşşifanın eyvanları, demir doğramalı camekanlarla kapatıldığı için yapı mekânsal özelliğini yitirmiştir.

Turgut Cansever’in tabiriyle: “bu yapı, bir taraftan Sinan’ın içinde doğduğu Osmanlı mimarî kültürünün unsurlarını taşırken, diğer taraftan da geliştireceği kendine has mimarînin ilk belirtilerini içerir.”


Wolfgang Müller – Wiener, İstanbul’un Tarihsel Topografyası


Taşkıran, N., 1972 Hasekinin Kitabı, İstanbul Haseki Külliyesi, Cami-Medrese-İmaret-Sübyan Mektebi-Darüşşifa ve YeniHaseki Hastanesi, İstanbul: Haseki Hastanesini Kalkındırma Derneği yayınları No. 6.

Kuran, A., Mimar Sinan, Hürriyet Vakfı yayınları, 1986.

Haseki Hürrem Sultan Külliyesi 2010-2012 Yılları Restorasyon, Prof. Dr. E. Füsun Alioğlu, Dr. Olcay Aydemir, Ebru Sünnetçi

Mimar SinanTurgut Cansever, Klasik Yayınları, İstanbul 2010, s. 97-98

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir