Antik Çağdan Günümüze Mimarın Rolü ve Etik Kavramı

Vitrivius- M.Ö.25

  • Vitruvius’ a göre mimar iyi yazmayı becermeli, iyi bir ressam olmalı, aritmetik ve geometriyi iyi bilmeli, tarih ve felsefe çalışmış olmalı, müzikten anlamalı, tıp ilmine yabancı kalmamalı, hukuk bilgisi tam olmalı ve gökbilimin gerek teorik gerek pratik kavramlarına vakıf olmalıdır.
  • “Felsefeye gelince, bir mimarı, prensip sahibi ve alçakgönüllü yapar; açgözlü olmadan dürüst,nazik ve adil kılar. Bu çok önemlidir. Çünkü dürüstlük ve doğruluk olmadan hiçbir iş gerektiği gibi yapılamaz. “

    Utilitas – Venustas – Firmitas

    • İlk çağlardaki kullanımıyla kullanışlılık, sağlamlık, güzellik olarak dilimize çevrilebilir.
    • Rönesans’ ta bu tanım, “Comodita, perpetuita, bellezza” (kullanışlılık,süreklilik- kalıcılık, güzellik) olarak benimsenmiştir.
    • Bu üçlü ilke bulunduğu dönemin şartlarına göre şekil değiştirerek günümüze kadar ulaşmıştır.
  • Mimarlık kelimesinin etimoloijik olarak incelenmesinden başlanırsa; “mimarlık (architecture) ve mimar (architect), ilk bölümü, “baş” veya “en büyük” gibi sıfatlar anlamına gelen ve eklendiği ismi yükselten “arhi” kelimesinden ve ikinci bölümü de dilimizde “teknik” olarak yer eden ve “el ürünü”, “yapma becerisi” anlamına gelen “tektoniki” kelimesinden oluşan eski yunanca bir birleşik kelime “Arhi-Tektoniki‟den üretilmiştir (Ergöz, 2002). M’imAri (Mimar); yeryüzünü insan yaşamını sürdürmesine ve rahatlığına en uygun şekilde düzenlemek ile görevli kişi ve Imrah (mimarlık) insan yaşamını sürdürmesine ve rahatlığına en uygun şekilde düzenleme anlamlarına gelen bu kelimeler dilimize Arapça‟dan, mimar, imar, umur, mamur umran gibi bir birleri ile bağlantılı kelimeler şeklinde geçmiştir (Ergöz, 2002).
  • Mimarlık, insanoğlunun tarihi boyunca ve ona paralel bir şekilde gelişimini sürdürmüş ve bir uğraşı alanı olmaktan meslek haline gelmesine kadar bir çok evreden ve dönemden geçmiştir. Mimarlık pratiği her çağda bir üst tanımda insanoğlunun “yapay çevresinin oluşturulması” ile ilgilense bile, mesleğin doğasında bulunan teknik ve sanatsal özelliklerden dolayı içinde bulunduğu devrin teknolojik, bilimsel gelişmelerinden etkilendiği gibi, toplumsal, sosyolojik, kültürel ve ekonomik durumlarından da payını almıştır.
  • Mimarlık uygulama pratiği boyutuyla da kuramsal boyutuyla da tarih boyunca değişime uğramıştır ve uğramaktadır. Her çağ kendine has mimarlık kuramlarını ve bu kuramları somutlaştıran uygulama sistemi geliştirmiştir. (Şentürer, 1995).

Antik Dönem’de Mimarlık

  • Antik Dönem’den günümüze ulaşan gerek eski Mısır gerekse eski Yunan’a ait yapılardaki ortak özellik, fiziksel gösteriş ve anıtsallık olarak gözlemlenebilir. Bu görsel olgu aslında bize o dönemlere ait mimarlık ile ilgili ipucunu ilk izlenimde vermektedir. Eski Yunan ve Mısır’dan günümüze kalan yapılardaki öncelikli özellik olan büyüklük öncelikle insani veya tanrısal veya ikisini de içeren bir otorite veya gücü temsil edebilecek potansiyeli ifşa etme endişesinden kaynaklanmaktadır.
  • Eski Mısır’da mimarların iki farklı alana hizmet ettiği görülmektedir; devlet ve varlıklı aileler. Mimarlar zaman zaman devlet için çalışmışlar, zaman zaman da zengin aileler için yapı tasarım ve uygulamalarında bulunmuşlardır, ancak halkın yaşayacağı binalarda duvarcı ustalarının çalıştığı göze çarpmaktadır (Ökmen, 1996).

 

Antik Mısır da meslek pratiğindeki işverenler haricinde, yapının uygulanmasında görev alan işçilerin dışında farklı bir katılımcı alanı görülmemektedir. Bu tespitler mimarlık meslek pratiğinin işveren – mimar – işçi üçgeninde ve tarafların birbirlerine karşı olan, zaman zaman tasarım, zaman zaman uygulama hizmetine dayalı sorumluluk alanı ile sınırlı oluğu görülmektedir. Bundan daha geniş kapsamda mesleki bir düzenleme ve örgütlenme ile kontrol mercileri olmadığı ve mesleki sorumluluk kaygısı oluşması için bir ortam da bulunmadığı gözlemlenmektedir.

Antik Yunan’da ise mimarlık pratiği yine devlet ve yüksek sosyal sınıf olmak üzere iki alana hizmet etmektedir. Antik Yunan’da mimar tanımı oldukça geniş olmakla birlikte, mimarlık, mühendislik, planlamacılık gibi farklı uygulama alalarının hepsine hakim bir kimlik içerisindedir. Bunlarla birlikte farklı disiplinlerle ilgili de bilgi birikimi öngörülmektedir.

Antik Yunan’da mimarlık meslek patiğinin, özel girişiminin ile beraber işveren rolündeki devletin, aynı zamanda bugünkü gibi, yapı üretim sürecini düzenleyen, kontrol eden bilgi ve belgelere dayalı bir takım kurallar ve düzenlemeleri geçekleştirdiğine dair işaretler karşımıza çıkmaktadır. Bu mimarlığın meslekleşmesi ve kanunla ilişkilendirilmesi ile meslek pratiğinin sistematik bir şekilde düzenlenmesi ile ilgili ilk belirtilerin Antik Yunan’da boy gösterdiğini gözler önüne sermektedir.

 

 

Orta Çağ ve Rönesans’ta Mimarlık

  • Ortaçağ’da mimarlık mesleği Antik Dönem’den farkı tezahur etmiştir. İşveren konumuna kilise de dahil olurken, genel anlamda Antik Dönem’de vurgulanan ileri, çok disiplinli bilgi birikimi sahibi mimar niteliği zayıflamış ve mimarın bir zanaatçı kimliğine indirgenme durumu ortaya çıkmıştır.
  • Böylece kutsal ya da zengin müşterilerine hizmet veren entelektüel ve çok disiplinli kimliğinden uzaklaşan mimarın, kimliği ve sosyal statüsünde bir farklılık görülmektedir. Kollektif bir yapı üretim sürecinin sade bir ögesi haline gelmiştir. Yapı üretim sürecinin bizzat içinde yer alan mimarın, mesleğin icra edilmesininde yapı üretilirken ortaya koyduğu zanaatından öte bir sorumluluktan bahsetmek imkansızdır.

 

  • Rönesans ile birlikte, “mimar bir birey olarak ortaya çıkmakta ve ortaçağın isimsiz
    zanaatkar mimarları”, hüman
    izm ürünü olan “bey
    efendi” mimarlarına dönüşmektedir” (
    Ergöz, 2002).

 

  • Mimarlık mesleği, Antik Dönem’deki entelektüel kimliğini tekrar
    kazanmış, mimarlar, güzel sanatlar ile ilgilenmeye başlamış ve mimar duvarcı ustası ayrımı keskinleşerek mesleki yapılanma ortaya çıkmıştır. Bu dönemin mesleki kimlik kazanımı açısından bir kilometre taşı olduğu ifade edilebilir (Ökmen, 1996).
  • Ersina (2005) Hauser’in Rönesans sanatçılarının, hümanistlerin temel düşüncelerinin propagandacıları olduklarını ifade eden sözüyle mimarlığın aynı zamanda bir amaca da hizmet etmek anlamına geldiğini de belirtir ve Antik Dönem’deki güç imgesi gibi bu sefer de farklı bir iktidarı temsil ettiği ifade eder.
  • Mesleki katılımcılarda ise müşteri düzeyinde hem nicelik hem de niteliksel anlamda artış gözlemlenmektedir. Çağın zengin aileleri, ya kendi denetimlerinde ya da danışmanların kontrolünde büyük yapılar inşa ettirmişlerdir. Bu da Antik Mısır’daki gibi müşterinin yapı tasarım ve uygulamasında aktif bir şekilde tekrar yer almakta olduğunu gösterir (Ökmen, 1996).
  • Görüldüğü gibi Rönesans’tan itibaren Modern Dönem’e kadarki çağlarda mimarlık mesleği ortaçağdaki tanımsızlığından uzaklaşmıştır. Antik Dönem’deki güzel sanatlar ile ilgisi ve bireyselciliğinin de biraz abartılı bir şekilde geriye dönmesi ile birlikte mesleki nitelik kazanmaya başlamıştır.

Sanayi Devrimi ve Sonrası

  • Tüm burjuva anıtlarının çekiciliği maddi güç ve katılıklarının aslında hiçbir işe yaramaması, hiçbir ağırlıklarının olmaması kutsadıkları kapitalist gelişmenin güçleri tarafından çürük sazlıklar gibi fırlatılıp atılabiliyorlar olmalarıdır.. Burjuva bina ve kamusal yapılarının en güzel, en etkili olanları bile tek kullanımlık:Hızla değerden düşüp sermayeye çevrilebiliyor, eskimek üzere planlanıyor, toplumsal işlev bakımından “Mısır piramitleri, Roma su kemerleri, gotik katedraller”den çok,çadır ve kampinglere benziyorlar.
  • Engels, Manifesto’nun yayınlanmasından sadece birkaç yıl önce, 1844’te İngiltere’de İşçi Sınıfının Durumu adlı eserinde spekülatörler tarafından hızla kar elde etmek amacıyla yapılmış işçi evlerinin sadece 40 yıl dayanmak üzere inşa edildiğini belirtir.Bunun burjuva toplumunun arketipik bir inşa tarzı haline geleceğinden hiç kuşkusu yoktu. İronik olan geliştiricilere kiralanan ya da satılan en zengin kapitalistlere ait gösterişli malikanelerin ömrünün bile kırk yıldan az oluşuydu.. Kapitalist gelişmenin hızı ve gaddarlığı göz önüne alındığında, mimari ve inşa edilmiş mirasımızın büyük bir bölümünün yerle bir edilmesinden çok, korunacak bir şeylerin hala kalmış olması asıl büyük sürprizdir.

Modern Dönem’de Mimarlık

  • Modern dönemde ise, kendi kimlik ve mesleki statüsü oluşan mimarlık mesleğinin artık kendi tanımının farkına varmasının ardından, kendi tanımına yeni anlamlar yükleyerek varlığını farklı seviyelerde anlamlandırma endişeleri göstermeye başladığını görmekteyiz. Bu dönemde mimarlık mesleği ve mimar kavramları Rönesans’taki yüksek entelektüel kimliğinden ve yaratıcı bireyin yüceltilme anlayışından aldığı güçle meslekteki bireysel konumunu toplumsallaştırma arzusu göstermektedir.
  • Kendilerine toplumsal bir rol ve hedef üstlenen modern mimarlar, kendilerini, yapılı fiziksel çevrenin oluşturulmasından sorumlu meslek adamı olarak görmelerinin yanında, beşeri ve toplumsal çevrenin de oluşturulmasından sorumlu toplum mühendisliği olarak nitelendirmiştir.
  • “Mimar, sosyal, teknik, ekonomik ve sanatsal problemleri birleştiren bir koordinatör rolüne soyunmalıdır”.(Gropius)
  • Mimarlık mesleğinin kendisine atfettiği, yeni doğruyu oluşturma ideolojisiyle, eski olan bir tarafa atılarak ‘doğru ve iyi’ olan yeni binaların yapılması için yeni form ve anlayışların yanı sıra yeni yapım sistemleri, yeni malzemeler uygulanmaya başlanmış, sanayi devriminin sonuçlarının toplumsal ve günlük yaşamda baskın bir şekilde ortaya çıkması ile yapı üretim süreçleri farklılaşmıştır. Sanayide önceden üretilmiş malzemeler yapı üretiminde yer almaya başlamıştır. Bu durum meslek pratiğinde, malzeme üreticileri, tedarikçiler ve dağıtımcılar gibi yeni katılıcıların oluşmasında temel teşkil etmekle beraber daha sonradan ortaya çıkacak, standartlaşma, modülerleşme, yapı bileşen ve yapı elemanları uyumu gibi kavramlar için bir altyapı oluşturacaktır.
  • Mimarlık mesleğinin, yapılı çevrenin üretim süreçlerinde ortaya çıkmaya başlayan bu farklı süreçler ve gerek Antik, gerek Orta Çağ ya da Rönesans’a göre daha karmaşık ilişki alanları doğurmuş ve bununla beraber meslek ile ilgili düzenlemelerin de ortaya koyulma ihtiyacı daha keskin hale gelmiştir. Mimarlık mesleğinin uygulamasını düzenleyen ve yapı üretim süreci ile ilgili kurallar, standartlar ve düzenlemeleri ortaya koyacak olan mimarlık meslek örgütleri bu dönemlerde daha net bir şekilde ortaya çıkmaya başlamıştır.

 

 

 

 

Çağımızda Mimarlık

  • Günümüzde mimarlık, uygulama alanı, mimarın konumu ve sektörel diğer meslekler ile katılımcı ilişkileri bakımından önceki yüzyıllara kıyasla bambaşka bir durumdadır. Mimarlık mesleği, yapı üretim sürecinin, planlama, tasarım, üretim ve kullanım gibi farklı aşamalarını kapsayan bütünsel bir proje veya organizasyon yapılanmasına dönüştüğü çağımızda, farklı süreçlerde farklı roller üstlenmekte ve farklı katılımcılar ile ilişkiler içine girmektedir.
  • Bu doğrultuda insanoğlunun farklılaşarak çeşitlenen ve artan mimari gereksinimlerinin giderilmesine yönelik hizmetleri barındıran yapı ve yapı üretim süreçleri; farklı teknolojik, yapısal, donanımsal, sosyal, kültürel vs. ihtiyaçların giderilmesi için çeşitli uzmanlık alanları doğurmuştur. Bu nedenle yapı üretimi artık sadece mimarın tek başına altından kalkabileceği bir uygulama olmaktan çıkmış, farklı aşamalarda farklı disiplinlerin farklı oranlarda yer aldığı eşgüdümlü bir konsorsiyum haline gelmiştir.
  • Ancak mimarın, bu süreçlerin hangisinde olursa olsun, meslek pratiğindeki geçmiş zamanlardaki koruduğu tekil durumu artık geçersizdir.

Mimarlık ve Etik

  • Wasserman mimarlığın etik ile ilişkisini şu şekilde belirtmiştir: “Binaların neden yapıldığını düşünelim? İşveren‟in umutları, amacı ve niyeti nedir? Bu genelde , bir şeyin geliştirilmesi, niteliklileştirilmesi ya da yeni olarak yaratılması ile ilgilidir; örnek olarak okul, kilise, toplum ya da ofis kulanı: daha çok insana misafir etmek için daha büyük yapılar, ya da günümüze uygun hale getirilmek için yenileştirilenler ya da daha iyiyi, daha güzeli, daha rahatı, daha kullanışlı alana sahip olan yeni olarak yapılanlar. Neden inşa ettiğimiz genelde gelecekte daha iyiyi yapmak arzusuyla alakalıdır. Bu aynı zamanda etik bir standarttır ki, etik girişimler bizi neyin iyi olduğunu neyin doğru olduğunu ayırt etmemize yardım eder”.
  • Mimarlıkta etik konusu yasal veya maddesel kaygılarının çok ötesinde toplumsal ve kültürel etkileri barındırır ve toplumların yaşam tarzlarını etkileyecek edimler için altyapı oluşturur ve mimarlığın felsefi dayanaklarını ortaya koyar. Bu bakış açısı mimarlığın sadece bir meslek olması dışında insanoğluna, onun fiziksel ve ahlaki kişiliğini gerçekleştirdiği fiziksel ve sosyal çevreyi sunduğunu ifade etmesi bakımından önemlidir.
  • Harries (2009), mimarlığın etik fonksiyonunu mimar ile özdeşleştirerek, her mimarın, paylaşılan bir dünyada insanın nasıl varolacağı ile ilgili sorumluluğu taşımakta olduğunu belirtmektedir. Mimarın, en basit bir strüktürden tutun da tüm binalar için, ne sadece önceden nasıl olacağını ortaya koyması ne de zaten önceden kurulu yaşam tarzını göstermesi ile yükümlü olduğunu, aynı zamanda, çevreyi kaçınılmaz bir şekilde koruyup, güçlendirip ya da ona meydan okuyarak geleceği şekillendirmeye yardımcı olduğunu belirtmiştir. “Belki de üzücü bir şekilde her mimara boş ve anlamsız gelen bu esas görev, mimar düşünse de düşünmese de ona etik bir sorumluluk yüklemektedir” . Dolayısıyla mimarlığın doğasından kaynaklanan, mimarın bilincinde olup olmaması dışında, mimarda odaklanan, geleceği oluşturma kaygısının mevcudiyetini göstermektedir.
  • Mimar aynı zamanda oluşturduğu bu yapılı çevre ile toplumsal etkileşim için bir altyapı oluşturmakta ve kültürel oluşumun sağlanmasına, insanların, iyi, doğru ve mutlu bir yaşam sürmesine katkıda bulunmaktadır. Bu doğrultuda, insanın bu dünya üzerindeki varlığını hem fiziksel anlamda hem de toplumsal alamda daha iyi sürdürebilmesine hizmet etmektedir
  • Mimarlık meslek pratiğinin, etik özünün gerçekleştirilebilmesi için öncelikle mesleğin öznesi durumunda olan mimarın ve tüm katılımcıların mesleğin teknik ve estetik gerekliliklerini yerine getirmeleri gerekir. Ek olarak bu etik derinliğin de bilincinde olması ve bu bilincin beraberinde getireceği gereklilikleri uygulaması doğru olacaktır.

Architecture for Humanity

  • Mimarlık alanında bugüne kadar görülmemiş bir biçimde, duyarlı ve sorumlu mimarlar hareketlerinin oluşmasıyla, mimarlık mesleği sınırlarının dışına çıkılarak, mimarlık alanında dünyanın tüm sorunlarıyla ilgilenen gruplar ortaya çıkmaktadır. Buna örnek olarak, insanlık için mimarlık (architecture for humanity), barış için mimarlar (architects for peace) ve mekânsal aracılık (spatial agency) hareketlerinden bahsetmek mümkündür.

  • 2000 yılında yapılan 7. Venedik Mimarlık Bienali’nin teması “Less Aesthetics More Ethics “ olarak belirlenmiştir. M.Fuksas projeleri geliştirirken etik değerlere de en az estetik değerler kadar önem verilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Sergi Çevre, Toplum ve Teknoloji olmak üzere 3 ana temada geliştirilmiştir.
  • Günümüze kadar gelen birtakım tartışmalarda meslek odaları ve kurumlar dışında tüm dünyada alternatif oluşumlarla etik konusu gündeme getirilmiş ve önemi vurgulanmıştır.

 

 

 


  • Doğan Hasol, Mimarlık Sözlüğü
  • Vitrivius, Mimarlık Üzerine On Kitap
  • Marshall Berman, Katı Olan Herşey Buharlaşıyor
  • Uğur Tanyeli, Rüya, İnşa, İtiraz
  • İş Ahlakı Dergisi Turkish Journal of Business Ethics, Mayıs May 2012, Cilt Volume 5, Sayı Issue 9, s. pp. 71-96,
  • MiMARLIK MESLEK PRATiĞinDE ETiK DEĞER VE SORUMLULUKLARIN DEĞERLENDiRiLMESi iÇiN BiR YÖNTEM ÖNERiSi ,yüksek lisans tezi, alp erdi

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir